| Soru: Zekât kimlere farzdır? Cevap: (Mükellef) olan, ya'nî âkıl, bâlig olan ve
hür olan müslüman erkek ve kadının, şartları bulununca, zekât vermeleri farzdır.
Zekât vermek, malı müslüman fakîre temlîk etmekle olur. Ya'nî, malı fakîrin eline
vermek lâzımdır.
Zekâtın farzı birdir. Her müslümanın tam mülkü
olan nisâb miktarındaki Zekât malının, belli zamanda, belli miktarını, zekât
niyeti ile ayırıp, emredilen müslümanlara vermektir.
Zekâta tâbi mallar
Soru: Zekât nelerden verilir?
Cevap: Dört türlü zekât malı vardır:
1- Senenin ekseri zamanında, çayırda parasız
otlayan dört ayaklı hayvanlar.
2- Altın ile gümüş.
3- Ticâret için alınıp, ticâret için
saklanılan ticâret eşyâsı.
4- Yağmur suyu veya ırmak, dere suyu ile
sulanan, topraktan çıkan mahsüller.
Bunların zekâtına (Uşur) denir. Uşur,
mahsûlün onda biridir. Kul borcu olan, borcunu düşmez. Uşrunu tam verir.
Zekâtın farzı
Soru: Zekât nasıl verilir?
Cevap: Zekâtın farzı birdir. Bu da, niyettir.
Niyet kalb ile olur. Malın zekâtını ayırırken veya müslüman fakîre verirken, (Allah
rızâsı için, zekât vereceğim) diye niyet edip de, fakîre veya zekâtını
fakîre vermek için vekîl ettiği kimseye verirken hediye veriyorum dese, câiz olur.
Altın ile gümüşün ağırlığı ve ticâret
eşyâsının mal oluş kıymeti, nisâb miktarı olduktan i'tibâren, bir hicrî sene,
ya'nî arabî sene [354 gün] elde kalırsa, yıl sonunda elde bulunanın kırkta
birini, zekât niyeti ile ayırıp, müslüman fakîrlere vermek farzdır.
Acele edip, hemen vermek vâcibdir. Özürsüz
geciktirmek mekrûh olur.
Altının nisâbı yirmi miskal, ya'nî 96 gramdır.
Gümüşün nisâbı, 672 gramdır.
Nelerin zekâtı verilmez
Soru: Nelerin zekâtı verilmez?
Cevap: Ticâret için olmıyan, ya'nî satılık
olmıyan evlerin, apartmanların, san'at âletlerinin, motör, tezgâh, kamyon ve
gemilerin ve ne kadar çok olursa olsun evde kullanılan eşyânın zekâtı verilmez.
San'at sâhibleri, sanâyı'cılar, i'mâlâtcılar, ham ve işlenmiş, ma'mûl eşyânın
zekâtını verirler. Demirbaş eşyânın zekâtı verilmez.
Yalnız altını olan, zekâtını, altın olarak verir.
Gümüş olarak kıymeti verilmez. Gümüşün zekâtı da, altın olarak verilemez.
Yalnız altını veya gümüşü veya kâğıd parası olup da, ticâret eşyâsı
bulunmıyan kimse, bunların zekâtı olarak, başka mal veremez.
Bir kimse, zekât niyeti ile kırkta bir ayırmadan veya
verirken niyet etmeden, fakîrlere milyonlarla lira dağıtsa, zekât vermiş olmaz.
Çünkü, ayırırken veya kendi vekîline veya fakîre veya fakîrin vekîlini verirken
niyet etmesi farzdır.
Zekât ne zaman verilir?
Soru: Zekât vermenin belli bir tarihi var mıdır?
Cevap: Eldeki para ve ticâret malı nisâb
miktarı olduktan sonra, bir sene tamam olmadan, azalıp nisâbdan aşağı düşerse veya
daha çoğalırsa, zekâta te'sîri olmaz. Ya'nî, sene sonunda, nisâb miktarından az
olmaz ise, mevcûdun zekâtı verilir. Sene sonunda elinde bulunan paradan, yiyecek,
giyecek, ev satın almak, kirâ vermek gibi lüzûmlu paraları düşmez. Bütün paranın
zekâtını verip kalanı bunlara sarfeder.
Sene tamam olduktan sonra ele geçenler nisâba
eklenmez. Ya'nî o senenin zekâtına sokulmayıp, ondan sonra gelen senenin zekâtına
bırakılır. Nisâbı olmıyanların eline geçerlerse, bunların, o sene zekâtları
verilmez.
Her müslüman mâlik olduğu zekât malının
miktarını, her zaman düşünmeli, nisâb miktarı olduğu günü, bir yere
yazmalıdır. Bu günden sonra, bir yıl tamam olmadan önce, nisâb helâk olursa, ya'nî
elinde, ihtiyâcından fazla hiç malı kalmazsa, başlangıç olarak yazdığı günün
kıymeti kalmaz. Bir yıl tamam olmadan önce, eline yine nisâb miktarı mal geçerse, bu
günü yeniden yazması ve bundan bir sene sonra, nisâb helâk olmadan elinde kalırsa, o
zaman zekât vermesi farz olur.
Soru: Zekât vermenin belli bir tarihi var mıdır?
Cevap: Eldeki para ve ticâret malı nisâb
miktarı olduktan sonra, bir sene tamam olmadan, azalıp nisâbdan aşağı düşerse veya
daha çoğalırsa, zekâta te'sîri olmaz. Ya'nî, sene sonunda, nisâb miktarından az
olmaz ise, mevcûdun zekâtı verilir. Sene sonunda elinde bulunan paradan, yiyecek,
giyecek, ev satın almak, kirâ vermek gibi lüzûmlu paraları düşmez. Bütün paranın
zekâtını verip kalanı bunlara sarfeder.
Sene tamam olduktan sonra ele geçenler nisâba
eklenmez. Ya'nî o senenin zekâtına sokulmayıp, ondan sonra gelen senenin zekâtına
bırakılır. Nisâbı olmıyanların eline geçerlerse, bunların, o sene zekâtları
verilmez.
Her müslüman mâlik olduğu zekât malının
miktarını, her zaman düşünmeli, nisâb miktarı olduğu günü, bir yere
yazmalıdır. Bu günden sonra, bir yıl tamam olmadan önce, nisâb helâk olursa, ya'nî
elinde, ihtiyâcından fazla hiç malı kalmazsa, başlangıç olarak yazdığı günün
kıymeti kalmaz. Bir yıl tamam olmadan önce, eline yine nisâb miktarı mal geçerse, bu
günü yeniden yazması ve bundan bir sene sonra, nisâb helâk olmadan elinde kalırsa, o
zaman zekât vermesi farz olur.
Toprak mahsûllerinin zekâtı
Soru: Toprak mahsûllerinin zekâtını da vermek
farz mıdır?
Cevap: Topraktan alınan mahsûlün zekâtına (Uşur)
denir. Uşur vermek de farzdır. Borcu olanı da uşur vermesi lâzımdır. İmâm-ı
a'zam hazretlerine göre, her sebze ve meyve, az olsun, çok olsun, mahsûl topraktan
alındığı zaman, onda birini veya kıymeti kadar altın veya gümüşü, müslüman
fakîrlere vermek farzdır.
Hayvan gücü ile veya dolap, motör ile sulanan yerdeki
mahsûl elde edilince, yirmide biri verilir. İster onda bir, ister yirmide bir olsun,
hayvan, tohum, âlet, gübre, ilâç ve işçi masraflarını düşmeden önce, vermek
lâzımdır.
Ne kadar olursa olsun, ev bahçesindeki meyve ve
sebzeler için ve odun ve ot ve saman için uşur verilmez. Balın, pamuğun, çayın,
tütünün, dağdaki ağaç meyvelerinin meselâ zeytinlerin, üzümlerin onda biri, uğur
olarak verilir.
Zekât kimlere verilir?
Soru: Zekât kimlere verilir?
Cevap: Anaya, babaya ve dedelerin, ninelerin
hiçbirine ve kendi çocuklarına ve torunlara zekât verilmez. Bunlara, sadaka-i fıtr,
adak ve keffâret gibi vâcib olan sadakalar da verilmez. Fakîr iseler, nâfile sadaka
verilebilir. Zevceye de zekât verilmez. İmâm-ı a'zam buyurdu ki, kadın da, fakîr
olan kocasına zekât veremez. İmâmam ise, fakîr kocasına zekât verir dediler. Fakîr
olan gelinine, dâmâdına, kayınvâlideye, kayınpedere ve üvey çocuğuna zekât
verilir. Zimmîye sadaka ve hediye verilir.
Zekât verilebileceğini soruşturup anlıyarak,
zekâtını verdikten sonra, bunun zengin veya zimmî olan kâfir veya ana, baba, evlât
veya kendi zevcesi olduğu anlaşılsa, zararı olmaz. Ya'nî kabûl olur.
Zekâtı başka şehre göndermek mekrûh ise de,
akrabâya vermek için veya kendi şehrinde fakîr müslüman bulamazsa, başka şehre
göndermek câizdir. Zekâtı, borcu olana vermek, fakîre vermekten daha iyidir. Malını
isrâf edene, harâmda kullanana zekât vermek lâyık olmaz.
Kâfire zekât verilir mi?
Soru: Gayrı müslime zekât ve sadaka vermek câiz
midir?
Cevap: Gayrı müslime zekât vermek câiz
değildir. Peygamber efendimiz, Mu'âz bin Cebel hazretlerini Yemen'e gönderirken,
zekâtın, uşrun, kimlerden alınıp kimlere verileceğini bildirirken:
(Zenginlerinden al, fakîrlerine ver) buyurmuştur.
Kâfirden zekât alınmaz. Bu hadîs-i şerîfi
açıklıyan âlimler, zekâtın müslüman zenginlerden alınacağını ve onların
fakîrlerine verileceğini bildirmişlerdir.
Sadaka ise, gayrı müslime de verilebilir. Hadîs-i
Şerîfte, (Her din mensubuna sadaka verin) buyuruldu.
Şâfiîde ise, zekât gibi, gayrı müslime sadaka da
verilmez. İhtiyâç olunca Hanefî mezhebi taklîd edilerek, Şâfiîler de gayrı
müslime sadaka verebilir.
Zekâta ait bilgiler
Soru: Zekâta ait özet bilgi verebilir misiniz?
Cevap: 1- Zekât nisâbı, yirmi miskal, ya'nî
96 gram altın veya bu değerde para veya ticâret eşyâsıdır.
2- Zekât nisâbına mâlik olan kimseye zengin
denir.
3- Zekâta tâbi malların veya paranın, sene
içindeki azalıp çoğalmasına i'tibâr edilmez. Nisâba mâlik olduktan bir sene sonra
elde kalan mal, nisâbı buluyorsa kırkta biri zekât olarak fakîrlere verilir.
Nisâbdan aşağı ise verilmez.
4- Zekât, kârdan değil, ticâret malının
veya paranın tamamından verilir.
5- Senetli, senetsiz alacaklar nisâb hesâbına
dahil edilir. Alacaklar tahsîl edildikten sonra zekâtları verilir. Daha almadan da
zekâtları verilebilir.
6- Borçlar, mevcut paradan veya maldan
çıkarılır. Geri kalanın zekâtı verilir.
7- Ticâret için olmıyan evler, arsalar,
vâsıtalar, fabrikalar, demirbaş eşyâlar zekât nisâbına dahil edilmez. Ticâret
için alınıp ticâret için saklanan malların, altın, gümüş, yerli ve yabancı
paraların ve elden ele dolaşan hisse senetlerinin zekâtı verilir. Evin, apartmanın,
arabanın, zekâtı olmaz. Araba, ev ve arsa alıp satan kimse, bunların zekâtını
verir. Çünkü bunlar ticâret malı olmuştur. Ev yaptırmak için arsa alan, bunun
zekâtını vermez.
8- Bir zenginin bir fakîrden alacağı olsa,
fakîre borç senedini verip, "Sana alacağım kadar zekât vermeye niyet ettim. Sen
de borcuna karşılık kabûl et, böylece ödemiş olalım" dese, fakîr de kabûl
etse, zengin zekâtını vermiş olmaz. Çünkü zekât, borç senedi vermekle, râzı
olmakla verilmiş olmaz. Ancak mal teslim etmekle olur. Bu zenginin zekâtını fakîre
vermesi, fakîrin de, aldıktan sonra, tekrar zengine geri vererek borcunu ödemesi
lâzımdır. Ev kirasını ödeyemiyen fakîr kiracıya, mal sahibi kirayı almadan ona
bağışlasa, bu para zekât yerine geçmez sadaka olur.
9- Zekât verirken bilezik, yüzük gibi
altınların işçilik ve san'at değerine değil, ağırlığına i'tibâr edilir.
Meselâ Reşat altını ile Azîz lira 7.2 gram olarak kabûl edilir. Ya'nî 12 ayardan
fazla olan bütün altınlar, tartılır. Kırkta biri zekât olarak verilir.
10- Kadınların altın ve gümüşten başka
diğer süs (zînet) eşyâları zekâta tâbi değildir. Pırlanta, elmas gibi zînet
eşyâlarının zekâtı verilmez. Şâfiî'de ise, kadınların altın ve gümüş dahil
süs olarak taktıkları zînetlerin zekâtı verilmez.
11- Zekâta tâbi mallar, altın liraların en
düşüğünün alış fiyatına göre hesap edilir.
12- Kadının nisâbın üstünde bileziği
varsa, zekâtını kendisi verir. Yâhut, (Benim zekâtımı sen bir fakîre ver) diye
kocasını veya başka birini vekil ederse, vekil kendi parası ile zekâtı verebilir.
13- İmâmeynin kavline göre, borçlu ve fakîr
kimseye, hanımı zekât verebilir.
14- Namaz kılmıyan, oruç tutmıyan bir
müslümanın da zekât vermesi lâzımdır. Nasıl olsa, oruç tutmuyorum, zekâtımı da
vermiyeyim dememelidir! Hiç değilse, borcun birinden kurtulmalıdır!
15- Borcu olmıyan fakîre nisâb miktarı veya
daha çok zekât vermek mekrûhtur.
16- Zekât verirken, "Bu benim
zekâtım" demeye lüzûm yoktur. "Hediyem" denilse de câizdir.
17- Zekât, ticâreti yapılan maldan veya
değeri altın olarak verilir.
18- Hisse senetlerinin nâma [isme] ve hâmiline
[taşıyana] yazılı olanları vardır. İsimsiz, hâmiline yazılı olanların devir
kabiliyetleri vardır. Ya'nî döviz gibi elden ele dolaşır. İstendiği zaman
satılabilir. Bu senetler ticâret malı gibi, zekâtın hesâb edildiği tarihteki piyasa
değeri üzerinden nisâba dahil edilir. Nâma yazılı hisse senedi alan, sene sonunda,
fabrikanın demirbaş mallarının haricindeki parasını zekât nisâbına dahil eder.
19- Zekât, farz olduktan sonra verilir. Nisâba
ulaşıp zengin olan, zengin olduğu tarihi kamerî aya göre bir yere yazar. Meselâ, 3
Recebde zengin olmuşsa, bir yıl sonra Recebin üçü gelince yine nisâb kadar parası
ve ticâret malı varsa zekâtını verir. Ramazan ayını beklemez.
20- Bir kimse, ana-babasına, dedelerine, büyük
annelerine, evlâdlarına, torunlarına, hanımına ve kâfire zekât veremez. Fakîr
olmak şartı ile bir kimse gelinine, dâmâdına, kayınvâlidesine, kayınpederine,
kayınbirâderine, üvey çocuğuna zekât verebilir. Hala, amca, dayı, teyze gibi
akrabâya zekât vermek daha çok sevâb olur. (Mevkûfât)
Kurumlara zekât
Soru: Ba'zı kimseler, Kur'ân-ı kerîmdeki
Fî-sebîlillah kelimesine, Allah yolunda olan her kurum ve kuruluş dahil diyerek,
dernekten partiye kadar her kuruluşa zekât verileceğini söylüyorlar. Dînimizin bu
husûstaki hükmü nedir?
Cevap: Kur'ân-ı kerîmde zekât verileceği
bildirilen 8 sınıftan birisi de Fî-sebîlillah ya'nî Allah yolundakilerdir. Bu
sınıfa girenler şunlardır:
1- Fî-sebîlillah'tan murâd, fakîr
askerlerdir. (Nûr-ül izâh)
2- Fî-sebîlillah'tan murâd, cihâd ve hac
yolundaki muhtâçlardır. (R.Muhtâr)
3- İmâm-ı Ebû Yûsüf'e göre, savaşa
gidemeyen fakîrler, İmâm-ı Muhammed'e göre de hac yolundaki fakîrlerdir. (Mülteka,
Dürer)
4- Gazâ veya hac için çıkıp da nafakası
tükenenlerdir. (Tahtâvî)
5- Üç mezhebe göre, gâzi ve askerlerdir.
Hanbelî'ye göre hac yolundakiler de dahildir. (M.Kübrâ)
6- Gâziler olduğunda dört mezhebde ittifak
vardır. (M.Erbea)
İcmâ olan husûs
7- Zâhid-ül Kevserî hazretleri, Makâlât
kitabında, (Hayır müesseselerine zekât verilmesi câiz değildir. Müctehid
imâmların hepsi, hayır müesseselerine zekât verilmez demişler ve bu konuda icmâ
hasıl olmuştur. Sonra gelen âlimlerin sözleri icmâ'yı bozamaz) buyuruyor. [Demek ki,
bugün bir âlim çıksa, kurumlara zekât verilmesine fetvâ verse, icmâ'yı
bozamıyacağı için fetvâsı geçersiz olur. Zaten hakîkî âlim de icmâ'yı bozucu
fetvâ vermez.]
Bedâyîde, fî-sebîlillah kelimesi ile Allah yolunda
çalışanlar bildirilmiştir. Meselâ zengin de olsa, ilim talebesine zekât verilir.
Dürr-ül-muhtâr'da diyor ki: Din bilgilerini öğrenmekte ve öğretmekte olanlar da,
zengin olsalar bile, çalışıp kazanmaya vakitleri olmadığı için zekât alabilirler.
İbni Âbidîn hazretleri bunu açıklarken buyuruyor ki: Hadîs-i Şerîfte, (İlim
öğrenmekte olanın 40 yıllık nafakası olsa da, buna zekât vermek câizdir) buyuruldu.
(C.Fetâvâ)
Eğrisi ve doğrusu
Dinden haberi olmıyan ba'zı kimseler de, kitaptan
değil de, kendi aklını ölçü alarak, (zekâttan gâye, fakîrin istifadesidir. Her ne
şekilde olursa olsun fakîre yardım edilirse zekât yerine geçer) diyorlar. Bu tamamen
yanlıştır. Zekât fonundan fakîre yardım etmekle, fona yatan para zekât yerine
geçmez. Meselâ, "Oruç tutmaktan maksat aç kalmaktır. Ha Ramazan ayında aç
kalınmış ha Recebde aç kalınmış fark etmez" denilemez. "Kurbandan maksat,
bir hayvan boğazlamaktır" denilerek bu hayvanı istenildiği zaman kesmek, kurban
olmaz. Kurban vasfı olan bir hayvanı, kurban bayramında kesmek lâzımdır. Zekâtı da
dînimizin emrettiği şekilde vermek gerekir.
Ülkemizde, dîne hizmet eden, ilim talebesi yetiştiren
yurtlar, Kur'ân kursları, vakıflar, câmiler ve başka hayır kurumları vardır.
Buralaryn desteklenmesi elbette lâzımdır. Bunun için bu kurumların bir yetkilisi, bir
veya birkaç fakîrden vekâlet alır. Fakîr, kurumdaki yetkili şahsa vekâlet verirken,
(Benim adıma zekât almaya ve aldığın zekâtı
dilediğin yere vermeye seni vekil ettim) der. Vekil de, müslümanlardan aldığı
zekâtı, talebelerin ihtiyâçlarına, kurumun başka ihtiyâçlarına sarfedebilir.
Böylece hem istenilen hayır kurumuna yardım edilmiş ve hem de dîne uygun zekât
verilmiş olur.
İbni Âbidîn hazretleri, Bedâyı'de fî-sebîlillah
kelimesinin bütün kurbetler (Allah için olan bütün işler) olarak açıklandığını
bildirmekte ve Nehr kitabından alarak, (Âlimler, zekât toplıyanlardan başka, bütün
sınıflara fakîrlik şartı ile zekât verileceğinde ittifak etmişlerdir) buyurmakta,
ayrıca (Mescid, köprü, yol yaptırmak, hac ve cihâd etmek gibi temlik sayılmıyan
yerlere zekât verilmez) hükmünü Zeylâî'den naklen bildirmektedir. [Temlik, zekâtı
fakîrin eline vermektir.]
Bedâyı'de, fî-sebîlillah kelimesi ile Allah yolunda
çalışanlar bildirilmiştir. Meselâ zengin de olsa, ilim talebesine zekât verilir.
Dürr-ül-muhtâr'da diyor ki: Din bilgilerini öğrenmekte ve öğretmekte olanlar da,
zengin olsalar bile, çalışıp kazanmaya vakitleri olmadığı için zekât alabilirler.
İbni Âbidîn hazretleri bunu açıklarken buyuruyor ki: Hadîs-i Şerîfte, (İlim
öğrenmekte olanın 40 yıllık nafakası olsa da, buna zekât vermek câizdir) buyuruldu.
(C.Fetâvâ)
Durum böyle iken, çeşitli kurumlar, zekât fonu diye
bankaya bir hesap numarası açıyorlar, yâhut makbuzla para topluyorlar. Yukarıdaki
vesîkalardan anlaşılacağı gibi, bu yolla verilen paralar zekât yerine geçmez,
nâfile sadaka olur.
Fakîre zekât
Suâl: Fakîre 100 gr. altın zekât verilse sahîh
olur mu?
Cevap: Fakîre verilen altın, onu zengin edecek
kadar fazla olmamalıdır.
Borçsuz fakîre nisâb miktarı veya daha çok zekât
vermek mekrûh olarak câizdir.
On gram altın kadar borcu var ise, 100 gram altını
alması mekrûh olmaz.
Gümüş nisâbı
Soru: Zenginlikte niçin altın esas alınıyor da
gümüş esas alınmıyor?
Cevap: Bugün gümüşün değeri çok
düşüktür.
Bunun için kâğıt paraların ve ticâret
eşyâsının nisâbını hesap etmek için, gümüşün değeri kullanılmaz.
Gümüş tepsi
Soru: 2 kg. ağırlığındaki gümüş tepsinin
zekâtı nasıl verilir?
Cevap: Altın ile gümüş, her ne niyetle
saklanırsa saklansın ticâret eşyâsı kabûl edilir. Nisâb miktarı ise zekâtı
verilir. 2 kg gümüş tepsinin kırkta biri 50 gr gümüş eder. 50 gr gümüş alıp bir
fakîre verilir.
Uşur almak
Soru: Uşur veren fakîr, başkalarının verdiği
uşru alabilir mi?
Cevap: Evet alabilir. Fakat zekât böyle
değildir. Zekât veren kimsenin, zekât alması harâm olur.
Gülün uşru
Soru: Gülün uşru nasıl verilir?
Cevap: Gülden elde edilen para, diğer paralarla
nisâbı buluyorsa, zekâtı verilir.
Uşur ve masraf
Suâl: Çok masraf ediyor, çok az mahsûl alıyoruz.
Yine uşur vermemiz gerekiyor mu?
Cevap: Masraf ne kadar çok ve mahsûl de ne
kadar az olursa olsun, her mahsûlün uşrunu vermek farzdır. |